Pages

29 Ekim 2011 Cumartesi

Her Telden Avustralya

Burada yazacağım konuda Avustralya hakkında genel bilgiler vermek isteyeceğim. İnternet üzerinden ve elimdeki güzel kütüphanemden edindiğim bilgilerimi kendi yaşanmışlık ve bilgilerim dahilinde harmanlayarak sunmaya çalışacağm. Bölge ve şehir seçimi yapacak arkadaşlar için önrehber niteliği taşıyabilirim umuduyla.
Avustralya nüfusu 22 milyon (neredeyse Türkiye'nin üçte bir oranında bir nüfus) olmasından dolayı sanırım sosyal bir devlet yapısına sahip. Çok büyük ve uçsuz bucaksız topraklara sahip oldukları için (Türkiye'nin 10 katı büyük) insanlar şehir merkezi dışında İstanbullu bizler için kasaba niteliği sahip bölgelerde müstakil ve bana göre bol kasveti olan basık kullanışsız İngiliz tarzı evlerde otururlar. Ülkenin yüzölçümü o kadar büyük ki, her bir bölgesinde ayrı bir iklim vardır dersek de geneli tropikal iklim olarak yaşanır, bu yüzden de dönem dönem tropik fırtınalar da yaşanır. Önce devleti sonra milleti tarafından aşırı çevre bilinci nedeniyle kendine olan bitkisel örtüsü tüm hassaslığı ile korunmaktadır.
Çevre kirliliği diye bir kelimenin varlığı dahi bu ülkede bilinmez. Her ne kadar IELTS yazma ve konuşma testlerinde 'Çevre kirliliği' başlığı altında sorular çıksa da bu konuların İngiltere dolayısıyla Avrupa üzerinden geldiğini varsayar, ülkeye geçici veya kalıcı olarak gelmekte olan göçmen beynine gizliden gizliye bu çevre bilincini aşılamaya çalıştıklarını hissederim. Güzeldir, severim bu tür sağlık ve güven içeren sinyallerin beyne bu şekilde dayatma olmadan gönderilmesini.
Bulaşıcı hastalık getirtebilecek, ülkeye sağlıklı bitki örtüsünü bozabilecek her türlü materyal ve nesneler bu yüzden havalimanında çok sıkı takiplerle aranır. 2008 yılında Sydney Havalimanından giriş yapan Sylvester Stallone'nin çantasında bir yeşil elma bulunmuş ve Sylvester abimiz bu elmayı madem girişi yasak o halde ben de yerim demiş ve x-raydan öyle geçerim dediği için gözaltına alınmış ve 3 gün soruşturması sürdüğü otel odasından çıkamamıştır diye açıklamışlardı bizlere o dönem. Çünkü o elmanın çekirdeği dahi zarardır bitki yapısı için!!!
Aslında şehir merkezlerinde yaşayan çoğu öğrenci ve göçmen olan nüfusun gözünü korkutmak ya da gözünü açmamak adına yer yer böylesi eğlenceli, tatlı pembe yalanlara başvuran Avustralya yerel TV'leri daha sonra kozlarını açık oynayan ABD Medyası yüzünden doğruyu yazmak durumunda kalmışlar ve 'Rocky Balboa'nın oğlu Rocky filmi serisinin dünya turunda Sydney'e Çin malı vücut kas kütlesini ve cinsel performans artıran somatropin içeren ithali yasak madde olan -üstelik reçetesiz- 48 şişe Jintropin sentetic HGH soktuğu için düzenlenen mahkemeler sonucunda 1.267 £ ile cezalandırılmış mahkeme masrafları dahil toplamda 4.000 £ ödediğini öğrenmiştik. Üstelik bu maddeler Amerika'da dahi yasakken, overseas yolculuğunda yanında gezdirmesi Stallone Amcamızın ayıbıdır o başka tabii. Haa bu arada Avustralya'ya ithalatı yasak madde getirmenin cezası federal mahkemelerde 5 yıl hapis ve 45.000 £'dir. Herkes bilsin ayrıca:)

Avustralya sosyal bir devlet yapısına sahip olduğu için işsizlik düzeyi en fazla %8 civarındadır. İşsizlere sürekli yardımlar yapılmasına rağmen yine de şehir merkezindeki sokaklarda homless denilen evsizleri görebilirsiniz. Devletin yine sosyalliği çerçevesinde sabah ve akşamları sosyal yardım araçları ile sokakta yatmayı tercih eden birçoğu aklı dengesini kaybetmiş kimsesizlere içecek kahve ve yiyecek, donat servisi yaptığını görebilirsiniz. İmreniyorum bu ülkeye de, yönetenlerine de, çalışanlarına da. Oxford Street'de otururken bir sabah caddemizin güvenliğinden sorumlu resmi giyimli polis amcamızı, her daim sokakta uyuyan alkolik ve üstü başı perperişan olan ve sarhoşluktan sızmış kimsesizimizin bir yandan o kirli saçlarını okşayıp, üstünü başını soğuktan korunsun diye örtmeye çalıştığını ve birşeye ihtiyacı olup olmadığını sorarken görmüş, periodun da etkisi ile o tabloda gözlerim dolu dolu olmuş hassaslaşıp bir ufak da ağlamıştım. Buradaki güzellikleri, buradaki alt-üst konumlandırmasının insanlar arasına uçurum koymadığını görünce benim insanım da, benim kimsesizim de bu saygıyı yaşasın diye içinde çaresiz bir çırpınış hissediyorsun, güçsüzlüğünden-acizliğinden gözlerini sulandırıyorsun. İşte böyle uzaktan imrenik bakışları konu başlığı yapıp, bu tür sosyal devlet yapısının kendi toprağında olduğunu görmeye ömrünün dahi yetmeyeceğinden yola çıkıp aklına ölüm getiriyor hazır ağlamaya başlamışken başka nedenlerde ekleyip Hyde Park'ta tek bir banka oturup bir güzelce bağıra bağıra doğaya karşı ağlıyorsun. Henüz çok yeni öğrendim o Hyde Park içindeki Anzak Savaşı Anıtının etrafındaki o her daim çok sevdigim ağaçlar meğersem Türkiye'den getirilmiş vakti Osmanlının dedi yanımdaki Türk arkadaşım. Şimdi ben buna da ağlarım. Bööööö diyecektim ki hemen küçücük bir tarih araştırması soruşturması yaptım, internetten kayıtlı olduğum kütüphanemdeki Anzak Savaş Anıtı, Sydney tarihçesindeki ot yapısına kadar okudum yok öyle birşey. Yine bizlerin bir minik garip milliyetçilik anlayışıyla - herşeye ucundan asılmacalık oyunlarından biri olduğunu anladım. Belki de kulaktan kulağa şekil değiştirerek bu şekle gelmiş dahi olabilir bu söylence Türkler arasında. Sosyal yapısı çok gelişmiş olduğu için SOL List’te bulunan mesleklere ait herkes kendi mesleğini, İngilizcesini mükemmel derecede ilerlettikten sonra muhakkak yapabiliyor olsa da genelde ülkeye gelen Türk göçmen adayı aile reisimiz, ailesini geçindirmekle yükümlü olduğundan dil öğrenme sürecinde, bulabildiği küçük çaplı işleri de almak zorunda kalır. Tam da İngilizce kullanım dilinin orta seviyesine ulaştığı Avustralya'daki 5. senesinde ise mesleğine ait kalifiyeyi kaybetmiş olduğunu keşfeder ve 5 sene sonrası gıda sektörü olarak adı yaldızlandırılmış dönercilik işine girer. Gerçi o da Çinlilerin tekeline girmiş, artık Çinliler devralıyorlar dönerci dükkânlarını. Kısa zamanda köşeyi dönmek adına $5'lik ekmek arası döneri 12 $'a satmaya çalıştığından 2. senesi dolmadan iflas bayrağı çeken yurdum esnafçığından dönme -Döner kesen Çin'li! Düşüncesi bile komik ama gerçek maalesef.
Kalifiyeli, düzgün meslek sahibi olarak kendi işini yapan Türkler sınırlı sayıdadır ve ortaya çıkmazlar genelde. Eski emekli Türk amcalarımız bir şekilde kendilerine afilli bir etiket yakistirarak bir kartvizit bastırır, emeklilikten hayallerini süsleyen hayali isverenlige bir şekilde terfi eder, ayrıca kendilerini sayısı 100 u geçen işlevsiz bir dernek çatısına yönetici seçerler. Yurdumun bey amcaları bu topraklarda da yine tatlı dillidir, kızamassın onlara. Uzulursun ayrıca bu yaşta anavatanından bu kadar uzakta olduklarını görmekten. Çünkü nedendir bilinmez, hepimizin hayalinde yaşlanınca Akdeniz'den bir ev alıp oraya yerleşmek vardır, aynı tropik iklimi ve nezihligi kaybetmeden kendi toprağımızı, havamızı soluklanma derdine yanmaya başlarız henüz 5. senemizi dolduramadan. Bir yandan yerleşme planları diğer yandan kaçma planları aynı anda yaşanır. Göçmen olmak zor zenaat.
İlk Sydney’e geldiğim dönem bu ülkenin en meşhur Türk’ü kim diye kafamda bir soru dönüp durduğu dönemde, Tv haberlerinde yanıtı bana gecikmeli olarak vermişlerdi. ‘’Crazy Johns’un sahibi John İlhan olduğunu onun da dün akşam 41 yaşında kalp krizinden vefat ettiğini öğrenmiştim!!! Rahmetli gerçekten çok iyi ve çok vefalı bir insanmış, herkes haberlerde, show programlarında arkasından iyi bilirdik diye anlattılar, günlerce yapmış olduğu bağışlar, dernekleri anlatıldı. Avustralya için çok önemli bir şahsiyet olması gururlandırdı ama tanışamadan böyle erken kaybetmek de ayrıca üzdü. Böyle dedimde aklıma geldi, America Montclair State University’nin bir öğlen vaktinde görmüştüm. O zamanlar çok meşhur olmayan Avustralyalı Steve İrvin gelmiş, okulun bahçesinde tabut gibi kutulardan timsahları çıkartıp onlara birşeyler yaptırırken görmüş, herkes gibi ben de timsahları sahte, kurmalı ya da pilli bir oyuncak sanıp Steve amcaya deli gibi acınası bir şekilde bakıp, kantine geçmiştik. İşte Steve İrvin daha sonra dünya çapında ünlü oldu ve ben Melbourne’ye geldiğimin ilk ayı kendisinin showunu kendi memleketinde akıllıca izleyemeden vefat etti ve o dönem dünyadan kopmuş-tek amacımın otel odasından biran önce kendini atmak ve ev bulmak olduğum dönemde duvar afişlerinden vefat ettiğini öğrenmiştim. Hem de pisi pisine. Balık ısırığı!
****
Avustralya'nın sınır komşusu olmadığı için Dış politikası da gayet yumuşaktır. İnsanında herhangi bir millete dair önyargı yoktur. Önyargıları yine göçmenler kendi içlerinde yaratırlar ki bunun süresi de ülkeye alışana değin. Beşinci Senenden sonra artık buralı olduğunu hisseder, bir Japon'la, Alman'la dahi aranda farkında olmadan ortak özellikleri bularak onu kendi memleketlin beller, o denli sever, yalnız kaldığın bayramlarında onları kuzenin, yeğenin bilir bayramını kutlar, cebinden çıkardığın şekerleri bayram niyetine verirsin. Gerçi ben cebimde Falım cikleti taşıyorum. Onları veriyor ve günlük fallarını okuyorum arkadaşlarıma, bir çeşit Japonların fal kurabiyeleri gibi. Sen de, onlar da artık herkes buralıdır çünkü. Herkes Avustralyalı’dır. Herkes birer Ozzie. Artık ruhun törpülenmiş, beynin ne yapmak ve ne şekilde yaşamak istediğine karar vermiş, hayat standartlarını oturtmussun. Herşeye koşarak yetişmeye çalışan aceleci ruhuna, her daim sosyal devletin kanatları altında olmanın verdiği güvenle yere sağlam başarsın, gözlerin güler konuşurken, gamzelerin daha da derinleşir.

Avustralya güzeldir. Avustralyalılarsa çok iyi insanlardır. Dilini mükemmel şekilde öğrendikten sonra kimse tutamaz sizi. Yeter ki eğitimli olun. Yeter ki hedefleriniz güzel olsun.

Eski toprak Türk'ler, sizdeki değişimi asimile olmak derler, her evresinden sonra şu an 12 senelik birkaç ülkede geçirdiğim göçmenliğimin lisansüstü sonrasını yapıyorum dediğim, acemilerine derslerini verdiğim göçmenlik mesleğimdeki deneyimlerime dayanarak diyorum ki, yeni jenerasyon o kadar güzel geliyor ki akademik alanda her türlü donanıma ve düzeye sahip, belirli bir aile kültürü almış, ahlakını gelenekleri ile harmanlamış, yeni hayatları tanıma ve yaşama isteği ile coşku ve heyecanla uyum sorunu denen durumu yaşamıyorlar. O 70’lerin Alamancı durumları yok artık.
Yurtdışındaki yurdum insanı profili giderek değişiyor. Gerçi bu değişimde Konsloslukların belirlediği çizgiler dahilinde belirgin bir profile ait öğrenci alımı yapmalarından kaynaklanıyor. Olsun ben kendi adıma mutluyum. Hiç olmaz sa ana yurdunu, vatanını, milletini kötüleyerek ucuzca sınıf atlama niyetinde olmayan, akademik eğitimi ile yaşantısı arasında köprüyü kurabilecek, kurmuş bir grup geliyor. Ve yine diyorum ki...
Mottom: “Yurtdışında Yaşayan Türkler Gururumdur.”